“Heyecanla okumaya başladığım kitabı bitiremiyorum…”
“Bir işi yapmaya başladığımda herşey güzel ama sonlarına yaklaşırken enerjim belirgin bir şekilde düşüyor. Son tarih yaklaştıkça ve enerji daha da düşünce bu sefer panik ve stres başlıyor…”
“Uzun süredir planladığım bir aktiviteye (spor gibi) gerekli olduğuna inansam bile bir türlü başlayamıyorum…”
“Yüksek bir enerjiyle başladığım bir aktiviteyi (daha planlı çalışmak gibi) kısa süre sonra ilk tökezlemelerle birlikte bırakabiliyorum…”
“Yapmam gereken bir şeye bir türlü başlayamıyorum, ama başladıktan sonra herşey akıyor. Sonra da neden bu kadar uzun süre başlayamadığımı düşünüp hayıflanıyorum…”
Yukarıda okuduğunuz cümleler tanıdık mı? Eğer buna benzer tecrübeleriniz oluyorsa siz de -benim gibi- zaman zaman Başlamak veya Bitirmek eylemleri arasındaki akışta devinenlerdensiniz. Bu devinim her zaman kritik önemde olmak zorunda da değil. Duruma göre değişir. Bununla beraber, başlayamamak veya bitirememek strese ve/veya yapılan eylemin kalitesinin düşmesine yol açtığında, devinimin negatif bir döngüye girme olasılığı güçleniyor. Bu yazıda değinmek istediğim durumlar negatif döngüye yol açanlar.
Mühendislik kökenimin içgüdüsel dışavurumu beni herşeyden önce süreci netleştirmeye itiyor 🙂 Bunu yapabilmek için elimizde ilköğretimden itibaren aşina olduğumuz bir tanımı kullanabiliriz. Okulda yazdığımız kompozisyonların ana yapısı, bir romanın iskeleti, bir sunumun yol haritası, vs.
Giriş-Gelişme-Sonuç.
Önden uyarmak isterim, bu yazıda çözümlerden çok sorular bulabilirsiniz. Bu da koçluğun getirdiği reflekslerden bir tanesi 🙂 Soruların cevapları kişiye ve onun içinde bulunduğu duruma/tecrübeye göre değişiklik gösterebilir, dolayısıyla aslolan “sizin” bu sorulara vereceğiniz özgün cevaplar.
Mühendisliğe dönelim. Görselde (tablo) sürecin üç bileşeniyle ilgili yaşanabilecek sorunsal kombinasyonlar listeleniyor.

Mavi renkli olanlar daha sık karşılaşılan durumları anlatıyor:
1) Giriş tamam, ama gelişmeye geçemiyorum, dolayısıyla sonuç yok.
2) Giriş tamam, gelişme de güzel, ama sonuca bağlayamıyorum.
3) Giriş kısmını bir türlü geçemiyorum, ama geçince de gerisi akıyor.
Tek tek gidelim.
1.“Giriş tamam, ama gelişmeye geçemiyorum, dolayısıyla sonuç yok”
Heyecanla başlanan işin, gelişmeye başlaması beklenirken, biz sürünme moduna geçiyoruz. Baştaki kitap örneği çok tipik bir durum. Kitaba başlayınca bir kerede 30’ar 40’ar sayfa giderken, yavaş yavaş bir oturuşta okuduğum sayfa adedi 20’ye, 10’a, 5’e düşüyor. Sonra kitap görünen bir yerde olmasına rağmen, el kitaba uzanmıyor. Kitap her göze denk geldiğinde bu sefer suçluluk, yetersizlik gibi duygular yüzeye çıkıyor. O kitabı bitirmeden başka bir kitaba geçmek ihanetmiş gibi gelince, araftaki yaşam başlıyor. Peki gözümüzü karartıp yeni bir kitaba başlasak? Eğer aynı süreç tekrarlanırsa, vicdanı törpüleyen kitap adedi ikiye çıkıyor ve bu böyle devam edebiliyor. Kitaplıkta inci gibi dizilmeye başlayan, bitirilmediği için acıklı ve suçlayan gözlerle bize bakan kitaplar topluluğu.
Benim aklıma gelen ilk soru şu oluyor: “Bir kitabın bitirilmesi müspet bir gereklilik mi?”. “Başlanan kitap mutlaka bitirilmelidir” evrensel bir kanun mu, yoksa bizim kendimize ördüğümüz bir kalıp mı? İsmi, ana teması, kapağı, referansları albenili olan her kitabın tamamı bizim için ilginç/yararlı mı? Eğer cevap “hayır” ise, bir kitaba başlayıp, aslında öngördüğümüz hazzı almadığımız zaman, bırakmak ve yenisinde şansımızı denemek daha verimli bir çözüm olmaz mı? Burada vicdan konusu hala engel ise, şu da bir gerçek değil mi – kitapların bilinci yoktur ve kitaplar bizi gerçekten suçlayamazlar bitirilmedikleri için (Güçlü de olsa bu doğruluğundan emin olmayı umduğum bir varsayım, aksi halde kitaplarımla ilişkimi tekrar gözden geçirmem şart:). O zaman bizde vicdansal sızıyı yaratan kitap değilse, kim/ne? Belki ben bir çok insan gibi bütünselliğe, bir sürecin tamamlanmasına, döngünün kapanmasına ihtiyaç duyuyorum (Bknz. Gestalt)… Burada bir es almak isterim.
Kitap tipik bir örnek olsa da, durum “iş” olduğunda biraz daha farklı. “Başlanan bir iş mutlaka bitirilmelidir” evrensel kanun ya da kendi kendimize geliştirdiğimiz bir kalıp olmasa bile kurumsal/profesyonel bir beklenti çoğu zaman. Gelişmeye geçemeyip, sonuca da varamamak vicdandan daha zor yönetilebilir oyuncuları davet edebiliyor hayatımıza (Üst yönetici, müşteri, paydaş, performans skoru…). Aklıma gelen sorulardan bir tanesi “Girişten öteye gitmek, bu işi yapmak/tamamlamak, benim için ne anlam ifade ediyor?”. Soruyu önce kapalı sorup, sonra da açabiliriz: “Bu işi yapmak ve sonuçlandırmak benim için bir anlam ifade ediyor mu?” Cevap “evet” ise, o zaman bu anlamın ne olduğunu netleştirmek kalıyor geriye. “Birbirimizi kandırmayalım, bu işi yapmakta hiç bir anlam bulamıyorum, ama yapmazsam işimden olurum, dolayısıyla para kaynağım kesilir.” diyorsanız? Güzel o zaman şu soruyla devam edebiliriz: “Para ne anlam ifade ediyor?”. Çoğumuzun standart cevabı “Özel hayattaki temel ve göreceli-lüks ihtiyaçlarımı karşılıyor”. Peki, bu yeterli bir anlam ifade ediyor mu? İstemeden yaptığım işin cefası bana özel hayatta sefa olarak dönüyorsa, sefaya giden yolda çekeceğim cefa daha anlamlı hale geliyor mu? Bilmiyorum… Anlamla ilgili soruya cevap “hayır” ise, ve para dahil hiçbir anlam bulamıyorsak, iki opsiyon kalıyor geriye. Bir, o işi yapmamak ve yol açacağı sonuçları kabullenmek. Burada sık düşülen tuzaklardan bir tanesi “Hem giderim, hem ağlarım” paradoksu. Bahsettiğim “kabullenmek” gerçekten gönülden bir kabullenme. Aksi halde, pişmanlıklar duble. İkincisi ise, o işle ilgili daha farklı anlamların farkına varmak veya yeni anlamlar yaratmak. Tim Gallwey’in vurguladığı “Güçlü İç Oyun = Güçlü Dış Oyun” dengesinde İç Oyun’u güçlendiren faktörlerden biri de “Yaptığım şeyde, yani Oyun’da Anlam Bulmak”.
Kitaba dönersek, okuduğum ama ilerleyemediğim kitabın içeriği, yazım dili, benim için anlam ifade ediyor mu? Ediyorsa, bu anlam(lar) ne(ler)? Kişisel/Profesyonel gelişim sürecinde okumam gereken bir kitap olduğu için mecbur olabilirim. Güzel, o zaman dönüyoruz cefa-sefa dengesine… Ya da, gerçekten kitabın sonlandırılması benim için bir şekilde çok anlamlıdır. Bu durumda kitabın her satırının, her sayfasının okunması gerekli mi? Atlayarak, zıplayarak, göz gezdirerek de sona varıldığında, döngünün kapanması beklentiyi karşılıyor mu? Cevap olumluysa, buradan yola çıkarak alternatifler üretilebilir mi?
2) Giriş tamam, gelişme de güzel, ama sonuca bağlayamıyorum.
Aslında yukarıda sorulara boğduğum durumun biraz daha uzun soluklusu. Benim merak ettiğim şeylerden bir tanesi, sonuca yaklaşıldığında motivasyonun düşmesinin sebebinin, toplam süreçte asıl haz alınan kısmın giriş ve gelişme olup olmaması. Yani asıl eforun, işin, çabanın harcandığı adımlarda alınan hazzın, sonuca yaklaştıkça daha fazla beslenememe ihtimali. Maratonu kazanmaktan çok koşulan kilometrelerden alınan hazza benzetiyorum bunu. Giriş ve gelişmede ne var ki enerjimi yüksek tutuyor, ve sonuçta ne yok ki enerjimin düşmesine sebep oluyor? Veya, belki de giriş ve gelişmede harcadığım enerji o kadar yüksek oluyorki, sonuca yaklaştığımda depo boşalıyor ve daha fazla yol almak mümkün olmuyor. Biraz daha esnersek, giriş ve gelişme için gerekli yetiler, sonuca bağlamak için gerekli yetilerden farklı olabilir mi? Ben bu yetilere sahip miyim? Bunu futbol gibi takım sporlarında sık olarak gözlemleyebiliyoruz. Kalecinin oyunu başlatması ve defanstan çıkış (Giriş), orta sahada hücumun organizasyonu (Gelişme) ve gol (Sonuç). Oyuna iyi giren ve baskın olarak hücum eden takım, bu oyununu gol atarak taçlandıramadığı zaman, giriş ve gelişme sınırlı biri övgüyle değerlendirilmekten öteye gidemiyor. O takımın gol atabilmek için gerekli özkaynakları (veya yetileri) yok ise, sonuç gelmiyor. Enerjiden devam edersek, 80 dakika yüksek performans sergileyen takım, son 10 dakikada enerjisi kalmadığı için oyundan düşebiliyor.
3) Giriş kısmını bir türlü geçemiyorum, ama geçince de gerisi akıyor.
Çok tipik bir örneği, sabahları koşma planı yapıp, her sabah “Alarmı erteleme egzersizi” eşliğinde planı bir sonraki güne aktarmak. Ezkaza zorlukla kalkılıp koşulan bir sabahta ise “Zor kalktım ama koştuğum çok iyi oldu, kendimi daha zinde ve iyi hissediyorum” demek… Başlayamamak, başlayıp da bitirememekten daha mı kötü? Kime göre, neye göre. Kaçan fırsatlar açısından bakılırsa, daha kötü olduğu sonucuna varılabilir. Eğer başlama eylemi hayata geçirilemiyorsa, ama başlandıktan sonra süreç akıyorsa, akla gelen sorulardan bir tanesi “Benim başlamamı engelleyen ne?”. Başarısız olma korkusu? Özgüven eksikliği? Atalet? Zaman Yönetimi? Sürecin öncesinde öngöremediğim, ama sürecin içinde ilerlerken farkedip beslendiğim haz kaynakları? Yani, anlam bulmama yardımcı olacak ödülleri -başlangıçta- öngörememek mi? Ne olsa bana yardımcı olur? Daha önceki “İyi ki başlamışım” dediğim benzer durumlar, tecrübeler var mı? Varlıkları bana yardımcı olur mu?
Biliyorum, belki çok fazla soru var. Literatür bu tip durumlarda yardımcı olacak taktikler konusunda oldukça zengin. Bununla beraber, her üç durum için de İç Oyun’un güçlü olması (ve kalması) elzem olduğuna göre, farkındalık ve anlam bulmak kişinin temel ihtiyaçları. Engelleri farketmek ve eylem için anlam bulmak.
Yazıyı iki soruyla özetlersek:
Başlayamıyorsam veya bitiremiyorsam,
“Engellerim neler?” (Anlam bulamamak başta olmak üzere, yetilerim, kalıplarım, korkularım, …)
“Bu engelleri aşmak için neye ihtiyacım var?”
Başladığım yazıyı burada bitiriyorum.
Size de anlamlı başlangıçlar, nezih gelişmeler ve hayırlı bitirişler dilerim 🙂
NOT: Uzun süredir özyönetimle ilgili yazılar yazmayı çok istiyordum ama bir türlü başlayamıyordum. Engelimin, başarısız olma ve sürdürememe korkusu olduğunu farkettim. Bu engelimi kaldıran faktörlerden biri, daha önce zor başlayıp 4 yıldır devam eden ebeveynlik konusundaki blogum süresince yaşadığım benzer tecrübem. Diğeri ise bir parçası olduğum Motiva International ekibinin sosyal medya konusundaki kollektif atağının anlam bulmama yardımcı olması. Geç olsun ama güç olmasın 😉

Yorum bırakın