İnsanlar bulmaca gibiler. Tanımadığınız bir insanı dışarıdan gözlemlerken az ipucu ile çok bilgiye varmaya çalışmak bulmaca çözmek gibi. Bulmaca çözmeyi severim. Tanımadığım insanları gözlemlemeyi de severim. Bir plazanın girişinde, metroda, vapurda, bilet kuyruğunda, kafede, veya yürümeyen trafikte. Hayatıyla veya karakteriyle ilgili tahminler yapmak, sonra bu tahminleri doğrulayacak davranışlar bulmak, bulmacada sadece iki harfi çıkmış sekiz harfli bir kelimeyi yakalamak gibi. Koçluğu ve eğitimleri bu kadar sevmemin sebeplerinden biri de bu diye düşünüyorum.
Dediğim gibi sürekli gözlemliyorum. Havanın güzel olduğu günlerden birinde -ofissiz bir profesyonel olarak- zincir kafelerden birinde çalışıyordum. Gidiyorsanız biliyorsunuzdur, güzel havalarda, biz Akdeniz insanları dışarıda oturmayı tercih ediyoruz. Bu tip kafelerde günün en başları ve sonları hariç dışarıda yer bulmak zor olabiliyor.
Ben bir şekilde dışarıda yer bulanlardandım, ve etrafımı seyrederken bir şey farkettim. Dışarıda yer arayan insanların yaklaşımlarının ne kadar farklı olduğu. Bundan da öte, bu davranışların, liderlik başlığı altında analiz ettiğimiz yaklaşımlara ne kadar net örnekler oluşturduğu. Buyrun kafede insan profillemeye. Hepsi dışarıda yer arayan insanlar ve genelde birden fazla kişilik gruplar olarak gelenler.
§
GRUP 1.
Önce bir kaç kez açık alandaki tüm olasılıklara hızlıca bakıyor. Yanındakiler yer yok oturamayız dese de, o “Bir dakika” diyerek işe koyuluyor. Önce atıl bir masa buluyor, küçük de olsa onu bir kaç kişiden ricalarla, biraz da dar bir alana yerleştirip yanındakilere “Bunu tutun, geliyorum” diyor. Arkasından sağda solda kullanılmayan, en kötü iç mekanda boş olan sandalyeleri toplayıp grubuna ve kendine dışarıda oturma şansı yaratıyor. Bu insanlara bulduğum lakap Engel Tanımayan Çözüm Odaklı Pratik Liderler. Engelle karşılaşınca vazgeçmiyorlar, algıları fırsatlara açık, kaynak yaratmayı biliyorlar. Mükemmeli veya ideali kovalamaktansa ana amaca hizmet edecek baz bir çözüme odaklanacak kadar pratikler.
§
GRUP 2.
Aynı şekilde durumu ölçmek amacıyla etrafına bakıyor. Ama yukarıdaki kadar hızlı değil, çünkü acelesi yok. O bir sabır küpü. Tam ortada durup, etrafında bir kaç tur dönerek masaları tarıyor. Dikkatle, ince ince. Hangi masa kalkmak üzere, hangisi yeni oturmuş, hangisinde fazladan bir masa modülü veya sandalye var. Gerekirse bir masaya yanaşıp kalkıp kalkmayacaklarını soruyor, ve en çok potansiyel vaat eden masanın yanında ayakta beklemeye devam ediyor. En iyi ihtimalle yanındaki(ler) kahve almak için sıraya girdiğinde (Bakınız. İşbölümü), o sürecine devam ediyor. Derken bir masa kalkarsa -ki devinim yüksek olduğu için çok olası- o da bu fırsatı değerlendiriyor. Birinci gruba benzer ama daha az eforla, daha çok bekleyerek bir çözüme ulaşmayı tercih ediyor. Bu grup bana göre Acelesi Olmayan ve Daha İyiyi Kovalayan Takımdaş Çözüm Odaklılar.
§
GRUP 3.
Başka bir profil ise diğerleri gibi önce etrafını tarıyor. Sonra hızlı bir şekilde yargısını paylaşıyor, “Hiç yer yok”. Sonra devam ediyor, “Gel(in) içeri oturalım, yer açılırsa dışarıya geçeriz”. Zaman kaybetmektense içeride oturma imkanını kullanıyor. O anda elindeki en iyi fırsatı değerlendirip, opsiyonlarını daha iyisine açık tutuyor. Gözü dışarıda ve kalkan bir masa görürse hızlı bir şekilde dışarıya geçmeyi planlıyor. Ara Çözümleri Kabul Edebilen ve Daha İyi Fırsatlara Açık Kalabilen Sabırlılar.
§
Grup 4.
Üçüncü gruba alternatif olarak, bazıları aynı şekilde başlıyorlar; içeriye oturup, dışarıda yer aramayı bırakıyorlar. Ya öncelikleri değil, ya da dışarıda yer bulmak için harcamayı ön gördükleri efor onlar için ödüle değmiyor. Onlar içeride otururken dışarıda sayısız masa boşalıyor ve doluyor, fırsatlar çıkıyor ve kaçıyor. Daha İyisini Kovalamaktansa Elindekine Razı Olanlar diyebilirim.
§
Grup 5.
Daha radikal çözümler bulanlar da var. Yer olmadığını görünce herhangi bir şekilde (içeride veya dışarıda) oturmaktansa şansını başka bir yerde denemeye karar verenler. Mükemmeli İsteyen Ya Hep Ya Hiç’çiler. Ya dışarıda otururuz ya da hiç oturmayız. Daha uç bir noktada da olsa, farklı bir kafeyi deneyerek aslında hala çözümü arıyorlar, bununla beraber alternatif mekanda da yer olmaması ihtimalini bilmedikleri için daha büyük riskler alıyor ve daha çok efor harcıyorlar (diğer kafeye yürümek). Eğer ilk denedikler kafe onlar için herhangi bir seçenekse sorun olmayabilir, bununla beraber -benim de oturduğum- kafe o veya şu sebepten birincil tercihleri ise, bundan vazgeçmek zorunda kalıyorlar. Vaat edilen topraklardaki mükemmel hazinenin peşindeler.
§
Grup 6.
En sevdiğim gruba geldik. “Hiç yer yok” cümlesinden sonra belirgin ve karamsar bir şekilde şikayet edenler. “İpini koparan buraya gelmiş sanki, bu ne ya. Özel bir olay mı var ne?… Hayatta oturulmaz baksana. Kimsenin de kalkacağı yok maaşallah. Gidelim bence… Zaten burada bu saatte yer bulsak şaşardım. Hiç olmuyor ki…”. Bunun devamında yaklaşımı taçlandıracak bir cümle daha varsa o da “Ben sana demiştim yer bulamayız diye, ama beni dinlemedin. Boş yere geldik”. Bu gruba isim vermek istemiyorum, çünkü ben de zaman zaman bu grubun bir üyesiyim 🙂 Serkan diyebiliriz illa bir isim bulmak gerekirse. (İnsanın kendini bilmesi bir şey, kendini değiştir(ebil)mesi başka bir şey)
§
Bu gözlemleri yaparken farkettiğim şu oldu: Aslında iş dünyasında sık sık bahsedilen çözüm odaklılık, fırsatlara açık kalmak, suçlayan / şikayet eden karakter, liderlik, mükemmeliyetçilik, pratik davranmak gibi kavramları sadece profesyonel ortamlarda örneklemek şart değil. Karşısından gelene kapıyı tutanlar, iki masa ve üç sandalyeyi tek başına kullananlar, en sevdiği masada başkası oturuyorsa onu kaldırmaya çalışanlar, masasını tanımadığı insanlarla paylaşanlar, rahatsız edici olabileceğine aldırmadan çok yüksek sesle konuşanlar, bulduğu boş masada bir önceki müşteriden kalan bardakları kaldırması için görevli çağıranlar veya kalkarken bardaklarını masada bırakmayıp kendileri kaldıranlar, baristaya teşekkür edenler, karşısındaki konuşurken yan masayı dinleyenler, kafenin kapısında yatan köpeğe sevgi gösterirken baristaya kaba davrananlar, vs.
Geniş bir açıdan bakınca bu kavramları, davranışları hayatın her alanında gözlemlemek mümkün. Pek tabii ki sınırlı gözlem ile bütüne varmak oldukça zayıf temellere oturuyor olabilir, çünkü ilişkilerdeki durumsallığı göz ardı ediyor. Bununla beraber temelsiz olmayacağını da düşünüyorum. Ve gözlem yaparken bazen “Ben de bu davranışı sergiliyor muyum?” diye kendime soruyorum.
Peki siz hangi gruptasınız 😉

Yorum bırakın