
Bu yazı uzun bir süredir yaptığım ve bana ilginç gelen bir gözlemi paylaşmak ve yansımalarını sorgulamak amaçlı. Başlıktan da anlaşılabileceği gibi, konu yürüyen merdiven ve onların üstünde inen çıkan insanlarla ilgili.
Pek çoğumuzun sıklıkla dillendirdiği gibi, bizim coğrafyamızda ortak alanların kullanımı veya sıra beklemek gibi adaletli paylaşımı öngören etkileşimler ideal tanımın gerisinde kalmakta. Bunu, bir muhitte bedava dağıtılan mesir macunu kazanının başında, uçağa biniş kapısının önünde, metrobüs gibi toplu taşımanın makro-organizma boyutunda seyrettiği mecralarda, marketteki basit kasa kuyruğunda, belki çok daha fazla, trafikte hem araçlar-arası hem de araç-yaya arası etkileşimlerde görmek kolaylıkla mümkün.
Uçmanın, giderek artan şekilde, kara yolculuğunun ekonomik bir alternatifi olmasından beri turistik fetihlerimiz çok daha sıklaştı. Bunların belirgin bir kısmı ise toplumsal yaşamda nispeten daha adil ve karşılıklı haklara saygılı davranan “batı” ülkelerine yapılıyor. Bu fetihlerin esnasında yaptığımız gözlemler sonucu hızlıca vardığımız kanılardan bir tanesi: “Ya bak işte medeniyet budur, bizde olsa ayı gibi birbirini ittire ittire ön tarafa geçmeye çalışırdı insanlar…”. Özellikle bu medeni toprakları sık ziyaret eden biriyseniz, bu tip karşılaştırmalar bir refleks, memlekete döndükten sonra da devam eden bir alışkanlık haline gelebiliyor.
Şimdiye kadar, kurallara uyma karnemizin bütünsel bir resmini göstermek istedim. Bundan sonra odağım: Yürüyen merdivenler. Gözlemlerim -takdir edersiniz- ikamet ettiğim İstanbul metropolüyle kısıtlı kalacak. Son yıllarda genişlemekte olan metro hattında trene ulaşmak için fersah fersah inip çıkıyoruz. Bir kural var ki, dışarıdan sık bir uyaran olmadığı halde, belirgin bir şekilde uyuyoruz:
Yürüyen merdivende yürümeyeceksen sağda durup solu yürüyenlere bırakmak.
Hala metroya binerken hemen ayaklarımızın altındaki “önce inen yolculara yol veriniz” uyarısının her harfininin üstüne basa basa, sarsılmaz bir iradeyle ihlal edebiliyoruz. Bununla beraber, nasıl oluyor da yukarı doğru seyreden bir yürüyen merdivene aşağıdan baktığınızda ekseriyetle sağ tarafa ip gibi dizilmiş bir insan kervanı gözlemliyoruz? Bu kurala uymayan herhangi birini uyardığınızda neden agresif bir tepkiden ziyade hızlı bir doğrulama (sağa geçip solu boşaltmak veya yürümeye başlamak) görüyoruz? Bunun niye bu kadar önemli olduğunu sorabilirsiniz. İki sebepten dolayı:
1) Bu bana bir gün daha muasır bir seviyeye ulaşabileceğimiz konusunda umut veriyor. (Yes, We Can Do It! ve benzerleri)
2) Neden bu tuttu? Yürüyen merdiveni diğer durumlardan ayıran ne? sorularının cevabını merak ediyorum.
Kesin bir cevabım yok, ama varsayımları test etmeyi seviyorum...
Varsayım
Toplu ulaşımı kullanan kesim ağırlıklı olarak, bu tip kurallara daha hassas, bunların gözetilmesinin önemine inanan insanlardan oluşuyor.
Gözlem
Günün saatlerine ve metro durağının bulunduğu muhite göre bu varsayımın izlerini görebiliriz (Maslak gibi). Bununla beraber, farklı hatlarda, farklı duraklarda, çok farklı kesimlerin oluşturduğu topluluklarda da net olarak bu kurala uyma oranı yüksek.
*
Varsayım
Bu kuralı dikte eden (anons gibi) bir dış uyarana çok rastlamıyoruz, ama iç uyaranlar fazla.
Gözlem
Solda duran biri olduğunda ve o şeriti kapadığında arkadan gelenler beden dili veya sözle o kişiyi uyarıyor. Bu yeterince sık olduğunda, solda duran kişi solda durmaması gerektiğini daha net anlıyor. Uyarılmak yerine en baştan sağda durmayı tercih etmeye başlıyor. Ayrıca uyaran birden fazla kişi olduğunda uyarıya direnç göstermek de zorlaşıyor. Eğer yürüyen merdiveni ilk basamaktan son basamağa kadar bir kapalı sistem olarak tanımlarsak, sistem içi unsurların verdiği sık geri beslemeler, sistemden beklenen performansın sergilenmesini kolaylaştırıyor.
*
Varsayım
Bu kural, uygulamada kazan-kazan senaryosunun maliyeti düşük.
Gözlem
Yürüyen merdivende duracak kişinin sağda veya solda durması onun sürecini belirgin şekilde değiştirmiyor; istediğini aldığı için kendi amacı doğrultusunda “kazanıyor”. Aynı şekilde solda hareket halinde olan kişi de duranı rahatsız etmeden istediğini alıyor. Solda durmakta ısrar eden kişi arkasında birikebilecek bir kalabalık tarafından güçlü bir şekilde uyarıldığında çok direnemeyip sağa geçmek zorunda kalırsa göreceli olarak “kaybet” sonucuna varırken, onu sağa geçmeye zorlayanlar istediklerine, yani “kazan” sonucuna varacaklar. Durmakta ısrar eden kişi için en baştan sağda durmak daha avantajlı hale geliyor.
*
Varsayım
Bu kurala uyanlar arttıkça, uymayanlar azınlıkta kalmamak için -istemeseler de- farkındalıkları yükseldiğinde kuralı uygulamaya başlıyorlar.
Gözlem
Kalabalık bir trenden inen yolcular yürüyen merdiven önünde biriktiklerinde duracak olanlar sağda daha uzun bir sıraya girerken, yürüyecek olanlar soldan hızlı akan bir sırayı takip ediyorlar. Yani tercihinde net olan iki tarafta yukarıda tanımladığımız kapalı sisteme girmeden önce kendilerini düzenliyorlar ve maliyetine katlanıyorlar. Bu, bana kuralın yüksek derecede içselleştirildiğini hissettiriyor. İçselleşmesi sık gözlemleme ve kabullenme noktasında oluyorsa, sistemde yeterince gözlem yapabilen bir kişi topluluğa uymak gibi daha güvenli bir opsiyonu tercih ediyor.
*
Peki neden hala metrobüs kapısında sıra değil yığılma, tren kapısında inen-binen mücadelesi yaşanıyor? Bir dakika önce yürüyen merdivende sakin bir şekilde sağ-sol kuralına uyan birey, nasıl oluyor da diğer kuralları uygulamakta aksi bir seçim yapıyor? Tahminim:
Yürüyen merdiven çok basit ve sınırları çok belli bir sistem. Eğer yan yana üç kişinin (üç şeritli) sığabileceği bir merdiven olsa, bu kural bu kadar net oturur muydu? Çok emin değilim. Dahası, metrobüsün veya trenin kapısında kazan-kaybet senaryosu çok daha olası. Özellikle kalabalık trende oturacak yer kapmak veya duracak nezih bir yer bulabilmek, hatta zaman zaman “binebilmek” sallantıdaysa. O zaman “bencil ben” ortaya çıkıyor ve kural ikinci plana düşüyor. Uygulayan insan sayısı da azalıyor.
Yürüyen merdiven kuralına direnç gösteren, itiraz eden, saçma bulan bir kesim de var. İddiaları, 5-10 saniye fark edecek bir eylem için normalde üstünde yürünmemesi gereken merdivenlerde yürüyenlerin yanlış yaptığı. Pek çok iddia-karşı iddia var, ben detaylarına girmeyeceğim. Sosyal medyada denk geldiğim, bu konuyla ilgili bir atışmada, bir kişinin söylemi ilgimi çekti: “Ben bunlar geçmesin diye inadına solda durup çekilmiyorum”. Anladığım, kendisinin inanmadığı bir kuralı başkalarının uygulamasını engellemeye çalışıyor. Çocuk benlik durumunun sergilendiği bu oyunda kazan-kaybet yönelimi çok güçlü bir şekilde hissediliyor. Vardır bir sebebi…
Bütün bunlar sadece yürüyen merdivenle ilgili değil tabii ki.
Bir organizasyonda kişilerin uyması istenen yeni bir kural getirildiğinde, bu kuralın oturması ve kalıcılığı için nelerin önemli olabileceği konusunda da çıkarımlar yapmak mümkün:
- Kuralın geçerli olduğu kapalı sistemi tanımlamak
- Kuralı ve kapalı sisteme yansımasını mümkün mertebe basitçe kurgulamak
- Kuralı belirlerken kazan-kazan faktörlerini öne çıkarmak, deneyimletmek
- Kuralın uygulanması konusunda motivasyonu yüksek kişileri iç uyaran olarak konumlamak
- Sürekli geri besleme
- Kuralın yüzde yüz uygulanmayacağını önden hesaplamak (Kurala uyum konusunda azınlık olmayı “farklı” olmak ile bağdaştıran kişiler dirençlerinde mutlu bir anlam, bir idea bulacaklardır. Bu kişilerden çok radikal uçta olmayanları sistemdeki çoğunluğun ikna edeceği ihtimalini göz önünde bulundurmak).
Söylemesi kolay, denemesi bedava – değil. Bununla beraber, organizasyonel hayatta değişim süreçlerinde bizi besleyecek kaynaklar, fikirler her zaman kitaplar ve TEDx’lerde değil, bunu göstermek istedim. Etrafımızı odaklanarak gözlemlediğimizde bize fikir verebilecek, başarılı/başarısız bir çok örnek görmek mümkün. Unutmayın, o yürüyen merdivenden koşarak inen kişi son saniyede yakaladığı trenle çıktığı yolculuğu az sonra ofisinize girip size “Günaydın” diyerek tamamlayabiliyor 🙂
***
NOT: Yazıyı uzatmak istemedim, ama yürüyen merdivendeki bahsi geçen kuralın yürümeyen merdivenlerde veya havaalanı, AVM gibi yürüyen merdivenlerin kullanıldığı farklı ortamlarda uygulanmadığını, bunun benim gözlemleyebildiğim şekliyle sadece raylı ulaşım istasyonlarında uygulandığını eklemek isterim. Bu da raylı ulaşım istasyonlarında en azından başlarda belirgin bir dış uyaran olduğunu (anons, yazı veya benzeri) düşünmeme sebep oluyor.

Yorum bırakın