Evden çalışmaya başladığımdan beri daha çok çalışıyorum…
Buna rağmen yöneticim ense yaptığımı düşünüyor…
Bazen ben de sabahtan geç saatlere kadar toplantıdan toplantıya girsem de gün sonunda hiç bir şey yapmamış gibi hissediyorum…
Bu cümleler tanıdık mı? Malum sebeplerden dolayı evden çalışma oranının sektör bağımsız, kısmi ve külliyen toplam yüzde 80’i geçtiği bir dönemdeyiz*. Aslında evden (veya ofis dışından veya uzaktan) çalışma kavramı profesyoneller için yepyeni değil. Bazı organizasyonlar gönüllü veya zorunlu olarak kısmen bu sisteme geçişi deniyordu. Bu deneyler nispeten emekleme seviyesindeyken bugün birden depar atıyoruz. E takdir edersiniz, ani değişimlerde bocalıyoruz. Ben bunu çizgi filmlerde durma halinden çok yüksek hıza aniden çıkan bir hayvan-karakterin kürkünün geride kalmasına benzetiyorum: Pfiuuuuv! (…Poff!)
∆
Evden çalışmak daha verimli olmamalı mıydı? Neden daha çok çalışıyorum?
Ana etkileşimimiz toplantılar…
Şu anda sabahtan akşama kadar toplantılara girip çıkıyoruz. E bunu zaten yapmıyor muyduk diyebilirsiniz? Evet. Bununla beraber, çoğu zaman fiziksel katılım tercih edildiği için zaman ve mekanın el vermediği durumlarda, gelen her davete katılmama gibi bir lüksümüz vardı. Başka bir deyişle çok esnek değildik (veya tam tersi, daha esnektik:). Sanal ortamda mekan bir engel olmaktan neredeyse tamamen çıktı. İş dünyasının en değerli varlıklarından biri olan toplantı odasının müsaitliği (ToM) gibi sınırlayıcı bir faktör yok. Wi-fi veya 4.5G’ye ulaşımın olduğu her akıllı cihaz bir toplantı odası. Küçük bir çocuğun her şeyin bedava olduğu koca bir şeker dükkanına girmesine benzer şekilde, sonsuz toplantı odasının olduğu bir evrendeyiz.
Müsait olmayan tek şey mekan değildi. Şu saatte veya o saatte de müsait olamayabiliyorduk. Lakin bu da eskisi kadar geçerli değil artık: “Zaten boş boş evde oturuyorsun, nasıl olur da benim toplantı davetime hayır dersin??” Özet olarak, çalışmanın şu anda bildiğimiz en tipik yolu toplantı yapmak ve bu toplantıları kısıtlayan engeller artık yok. Baraj yıkıldığında tuttuğu suya ne olursa belki bize de biraz bu oluyor. Sanal bir toplantı selinde sürükleniyoruz. Çalışıyorsam varım; toplantı yapıyorsam çalışıyorum; o zaman belki de, var olmamın yegane şartı toplantı yapmak.
İş için mi toplantı, yoksa toplantı için mi iş? Bu sorunun cevabını zaten uzun zamandır biliyoruz. Bu gözleme toplantılardaki verimsizliğimizi de eklersek (30 dakikalık bir toplantının bir buçuk saat sürebilmesi gibi), bunlar evden çalışmaya başladığımızdan beri neden daha çok çalıştığımızı biraz açıklayabilir.
∆
Zeki Müren evet, ama yöneticiler bizi göremiyor…
Uzaktan çalışma konusu yeni olmasa da, yöneticilik tarzı kadar eski değil. Bugün -yavaş yavaş değişiyor olsa da- hala “kontrol oranı yüksek, direktif maddeler içeren, güvene karşı izole bir yöneticilik tarzı” hakim iş dünyamızda. Bu hakimiyetin sonuçlarından biri de şüphe. Şüphe, bu hayatta, yıkıcı gücü en fazla olan şeylerden biri**.
Şüphe, özetle, yeterli verinin olmadığı bir durumda yaptığımız varsayımların arafında devinme halini anlatır. Yükü ağırdır, ilişkilerde kalıcı hasara yol açabilir. Şüphe veri eksikliğinden kaynaklanıyorsa, ve biz en çok veriyi görsel yollardan topluyorsak, ve bunu biraz da art-niyet-beklentisiyle (ANB-e) harmanlarsak yukarıdaki mantık yürütmeye benzer şekilde söyle işletilebilir: Çalışan evinde takılıyor ve ben onu göremiyorum; çalışanı göremiyorsam kesin kaytarıyordur yani çalışmıyordur (ekmek yapıyordur veya Netflixte dizi seyrediyordur); çalışmıyorsa beni aptal yerine koyuyordur; kimse beni aptal yerine koyamaz; o vakit yapabileceğim en iyi şey ensesinde sanal boza pişirmek. Bunu en iyi nasıl yaparım? Onu görerek. Daha çok toplantı?
Aç kameranı,
İster üstün Maslak,
Altın Belgrad ormanları olsun
Hiç fark etmez…
Görüyorum ya seni, oradasın işte.
Şüpheye gerek kalmadı bak,
Çalışıyorsun tik tak, tik tak…
∆
Koşmadan koşamazsın***
Tüm bunlar yetmediyse bir sorunumuz da bizde başlayıp bizde bitiyor. Koşuyorum koşuyorum, terlemiyorum. O zaman koşmuyor muyum?? O kadar saat iş (toplantı) yaptıktan sonra bir şey yapmamış olma duygusu. Duygusu diyorum çünkü o kadar saat illa ki bir şeyler yapmış oluyorsunuz… ama alıştığımız şekilde değil…
Eğer bu süreç öncesinde evden/uzaktan çalışmıyorduysanız, muhtemelen hafta içi düzenli olarak giyinip evden çıkıyor; bir miktar yol tepiyor; ofise giriyor; çalışıyor çalışıyor; ofisten çıkıyor; bir miktar daha yol tepip; evinize dönüyordunuz. Uçta uca baktığınızda o gün çalıştığınızı, terlediğinizi, bir şeyler başardığınızı hissettirecek yeterli uyaran vardı. Bugün çok yok. Artık sabah kalkınca pek de giyinmiyoruz, pijama okey. Zaten evden (mümkünse) çıkmıyoruz da. E yol da tepmedik. Ofis kapalı zati. Gitmediysek, gelmek için de yol tepmiyorsak, çıkmadığımız evimize dönmüyoruz da. Hep oradaydık…
Kısacası, eski düzende iş yaptığımızı, çalıştığımızı hissettiren bir çok uyaran vardı. Bunlar olmadığına ve eski alışkanlıklarımızı zart hızında değiştiremeyeceğimize göre bu konuda bocalıyor olmamız çok mümkün. Ev iş yeri olursa iş yeri de ev olur. Lakin bu ikisini birbirinden ayırabildiğimiz kadar ayırmaya çalıştığımız tüm o yıllara ihanetin sonucu da suçluluk duygusu olur. Çünkü, evdeysem işte değilim; işte değilsem çalışmıyorum; çalışmıyorsam kaytarıyorum; kaytarıyorsam dürüst değilim; dürüst değilsem neyim; ama ben kaytarmıyorum yemin ederim; kesin herkes kaytardığımı düşünüyor, eminim…
O zaman her toplantıda olmalıyım, yetmezse ben toplantılar yaratmalıyım, yöneticime çalıştığımı kaytarmadığımı göstermek için bunun en iyi yolu olan mesai sonrası aksiyonlar almalıyım… Takdir edersiniz, bir organizasyonda bunu bir kişinin yapıyor olması, hele ki ortamda biraz da şüphe varsa, zincirleme reaksiyona ve bir “bakın-aşırı çalışıyorum-vallahi yatmıyorum” pandemisine (BAVid-19) dönüşebiliyor. Biz ilk taşı atana lanet okurken topluca taş atmaya devam ediyoruz, ve ne hikmetse o taşlar bir türlü bitmiyor, devran sabahtan akşamın geç saatlerine kadar dönmeye devam ediyor.
Tabii ki tüm bunlar herkes için geçerli değil. Aramızda zaten gaddar bir düzenin dişlisi olarak ofisten sonra akşamları ve hafta sonları evden çalışmaya devam edenler, çalışanları ile arasında yeterli güven ilişkisi olduğu için şüpheden ve bozadan muaf yöneticiler/ekipler, sadece toplantılarda zaman geçirmek zorunda olmayan, excel tablosu veya slaytlarıyla mutlu mesut çalışanlar mutlaka var. Bu yazı sizin kadar şanslı/şanssız olmayanlar için yazıldı 🙂
İyi toplantılar.
*Deloitte, 2020 Nisan, “İşin Geleceği: Uzaktan Çalışma Sisteminde Organizasyonel Dayanıklılığı Korumak”
**Güzel bir örneği için bakınız John Patrick Shanleyin tiyatro oyunundan uyarlanmış olan 2008 yapımı, başrollerinde Merly Streep, Philip Seymour Hoffman gibi dev isimlerin olduğu Şüphe (Doubt) isimli filme (IMDB 7,5. Kesinlikle tavsiye ederim).
***Caddebostan sahilde düzenli koşan/yürüyenler bu cümleye aşina olabilirler. Keza kendisi Göztepe civarlarında, sahili yürüyüş yolundan ayıran barikatlardan birinde yazıyor.

Yorum bırakın