“Bir varmış bir yokmuş… Kurumsal Hayat denilen ülkede bir yönetici yaşarmış. Bu yöneticinin güzel mi güzel, özel mi özel bir de ekibi varmış. Yönetici ve ekip ofis denilen yerlerde sabahtan akşama beraber bir sürü işler bitirirlermiş. Kah tartışır, kah anlaşır, bazen küser bazen sever, ama öyle veya böyle, düşe kalka çalışır giderlermiş. Bir gün uzak bir ülkede kötü bir büyücü peydah olmuş. “Bundan sonra ben var olduğum sürece insanlar birbirinden uzak kalsınlar” diyerek büyülü iğnesini dünyaya batırmış. Herkes birbirinden uzaklaşınca yönetici ve ekibi de uzaklara savrulmuşlar. Gözden uzak olan gönülden de uzak olurmuş. Hala iş yapıyorlarmış ama artık bir araya gelemiyorlarmış yönetici ve ekibi. Birbirlerini görmeyince yavaş yavaş güvenlerini  kaybetmeye başlamışlar. Özellikle yönetici ekibinin nerede olduğunu bilse de ne yaptıklarını bilemiyormuş. Ama emin de olamıyormuş. Bir gün uyurken kötülüklere doyamayan büyücü rüyasına girmiş, ve ona ekibindekilerin çalışmadıklarını, kaytardıklarını, bütün gün sağda solda takılıp işten kaçtıklarını fısıldamış. Dehşet içinde uyanan yönetici sabaha kadar uyuyamamış. Büyücünün söyledikleri onu o kadar korkutmuş ki, sabah mesai kuşları öter ötmez ekibini daha yakından takip etmeye karar vermiş. O günden sonra ekibinin hep kaytardığını düşünüp onları sürekli arayarak, mesajlar, toplantılar atarak kaytarmadıklarına emin olmaya çalışmış. Ekip ise bu yaklaşımdan rahatsız olmuş ve yöneticilerinin kendilerine güvenmediklerine inanıp ondan daha da uzaklaşmışlar. Onlar uzaklaştıkça yönetici daha çok takip etmeye başlamış, o daha çok takip ettikçe ekip daha da uzaklaşmış, ve bu böyle sürüp giderken, bir zamanlar öyle ama böyle, iyi veya kötü, beraber çalışan bu insanlar birbirlerini sevmez olmuşlar…”

Hazin bir sonu var ama bu masal değil. Bugün COVID sonrası uzaktan çalışmak zorunda kalan yöneticilerle konuşma fırtsatım olduğunda en çok zorlandıkları şeylerden bir tanesinin çalışanları/işi takip etmek olduğunu söylüyorlar. Mart öncesi ofis ortamında dizdize, gözgöze takılırken bugün belirsizliğin zehirli hançeri “şüphe” böğrümüze batmış duruyor. “Acaba şu anda ne yapıyor?” sorusu yöneticinin damarlarına girdikten sonra takip uç noktada amansız bir kovalamacaya dönüşebiliyor. Avcı ve avı gibi. Yönetici kovaladıkça çalışanlar kaçıyor. Av avcıya güvenir mi? Hayır. Güven yiterse ekip güçlü kalabilir mi? Yine hayır… O zaman yönetici çayıra salsın, mevlam da kayırsın mı? Hala hayır. E peki ne yapmalı?

Çok basit bir kaç şeyi gözden geçirmeli:

TAKİP KÜLLİYEN YANLIŞ MI?

Hayır. Daha önce de yöneticinin görevlerinden biri ekibin gerçekleştirdiği işleri takip etmekti. Ofisteyken çalışanları takip etmek belki bugüne göre daha kolaydı. Bunun dışında önem ve gereklilik değişmedi. Uzaktan çalışıyoruz, uzaydan değil.

NEYİ TAKİP EDİYORSUN?

İşi mi çalışanı mı? İşi yapan çalışansa bu ikisini ayırmak mümkün mü? Evet. Aynı geri bildirim gibi: Geri bildirim (bütünsel anlamda) kişiye değil, spesifik davranışa verilir – ki bu ayrım en can alıcı kısmıdır. Bu ayrım ıskalanırsa, geri bildirim eleştiriye veya övgüye döner. O zaman takip edilecek şey de çalışan değil iştir. İçinde amansız bir “çalışanı takip” iştahı kabarabilir. Bununla beraber, bu ayrım ıskalanırsa, çalışanı takip dedektifliğe dönebilir – ki bir çok kimse ensesinde bir dedektifle gezmek istemez. 

AMA YA ŞEZLONGTAN YAZIYORSA RAPORU??

Rapor beklentiyi karşılıyor mu? Cevap evet ise, nereden yazdığı ne farkettirir. Yok beklentiyi karşılamıyorsa sebebin şezlongtan yazması olduğuna emin misin? Şezlongtan da yazmasın yahu, dersen, o zaman nereden yazsa sana uyar? Ya da şöyle soralım, evindeki çalışma odasından yazdığı rapor beklentiyi karşılamasa senin için ne değişir? Kafeden yazılan rapor, atılan email kahve kokmuyor. Bilmem anlatabiliyor muyum?

ARADIĞIMDA ULAŞAMIYORUM, NİYE AÇMIYOR KAYTARMIYORSA?

Bilmem? Bir sürü sebebi olabilir. Hakkaten kaytarıyor olabilir, tuvalette olabilir, işe odaklanabilmek için telefonu bir saatliğine sessize almış olabilir… İşin teslimi nitelik, nicelik ve süre bağlamlarında beklentiyi karşılamıyorsa bu safi bir performans meselesi. Ya potansiyel yoktur, ya engel çoktur, ya da ikisi birden. Zamanını ve enerjini buna harcamak orta/uzun vadede takibe daha az enerji harcanmasına yol açabilir. “İnsan” yönetmekse derdimiz, daha uzun vadeye bakabilmeliyiz.

AMA BEN APTAL YERİNE KONULDUĞUMU HİSSEDİYORUM?

Aptal mısın? Değilsin. Hissetme o zaman. Beklentisini yüksek tutan aldatıldığında büyük hayal kırıklığı yaşar. Beklentilerini sen belirlersin. 

TAKİP ETMEZSEN DİSİPLİNİ KAYBEDER EKİP!

Durumsal bağlamda katılıyorum. Çok takip edersen de güven kaybolur. Güven disiplini kahvaltıda yer. Çok takip, güveni öğle yemeğinde yer. Dolayısıyla gün sonu akşam yemeğinde disiplin beklersen aç kalırsın. Disiplinse dert, bunu net bir çerçeve ile yap. İşi, hedefleri, yapılış şeklini, süreleri, son tarihleri belirlerken çok daha “SMART” iş paketleri oluştur. Kalanını çayıra salabildiğin kadar sal (Gerçekçi ol, çayırı bırakıp kendini külliyen dağlara da vurma). Uzaktan çalışmak iletişimi zorlaştırıyor, aynı zamanda özerklik duygusunu arttırıyor, ve bir miktar özerklik de kendimizi gerçekleştirme konusunda çoğumuza iyi geliyor (bazılarımıza ise iyi gelmiyor). Araştırmalar tekrar tekrar -özellikle aşırı rutin işler yapmayanların- bir miktar özerklik kazandıklarında performanslarının yükseldiğini gösteriyor. İçten doğan (öz)disiplin performansa olumlu yansırken, dıştan dayatılan disiplin motivasyonu düşürebiliyor. Özdisiplinlerini destekleyebilirsin. Bir taşla iki kuş.

O ZAMAN NE KADAR TAKİP ETMELİYİM?

Bilmiyorum. Çalışanlara sor. Ne miktarda takip, güveni zedelemeden yönetici olarak senin, işin, ve çalışanın en iyi toplam sonuca ulaşmasını sağlar. Daha farklı bir dille, senin yönetici olarak ihtiyacın ne, onun çalışan olarak ihtiyacı ne, işin/paydaşların ihtiyaçları neler? Basit bir takip sözleşmesi yapın. Sıklık, metot, iletişim aracı, acil durum kodu, vs… Deneyin. Tuttu mu? Harika. Tutmadı mı? Öğrenin ve sözleşmeyi yenileyin. Kolay değil, ama mümkün. Bu işte berabersiniz, beraber karar verin. 

BUNU EKİPTEKİ HERKESLE Mİ YAPACAĞIM??

Hem evet hem hayır. Ekibin tamamıyla “bir” sözleşme yapabilirsin. Uygulamak daha kolay olabilir ama bireysel beklentilerin karşılanması maksimize edilemez. Bireylerle yapabilirsin. Daha meşakkatli bununla beraber beklentiler üst seviyede karşılanabilir. Birini seç. Yeter ki belirsizlik olmasın/azalsın.

Bu arada uzaktan liderlik bazıları için yepyeni olabilir, ama satış bölge müdürleri veya direktörleri gibi bunu yıllardır yapan çok yönetici/iş kolu var. Onlara da bakabilirsin. Deneyim bilgiden yeğdir çoğu zaman. Sor.

Hayırlı takipler 🙂

Yorum bırakın