“Motorun sahibi sarhoş herifin biridir. Biridir ama sevilmeye layıktır. İnsanın en fenasında bir iyi tarafın bulunduğunu biliyoruz. Biz o iyi tarafı bulmaya, ondan istifade etmeye mahkumuz, mecburuz.” – Sait Faik Abasıyanık, “Medarı Maişet Motoru”
Sait Faik’in bakış açısını genişletirsek, insanın en iyisinde de bir fena taraf bulunur mu? İnsan sevilmeye layıktır, ama insan aynı zamanda sevmeye muhtaç mıdır? İnsanı sevmek onu külliyen sevmek midir, buna yetkin miyiz? Ya da bir insanın belli özelliklerini sevmek bizim yegane sınırımız mıdır? Dolayısıyla “sevmek” dediğimiz eylem odaklı ve sınırlı mıdır? Ve bu “ok” midir?
Yoksa sevmek eylemini “ya hep ya hiç” olarak mı değerlendiriyoruz? Buna gerek var mı? Çünkü eylemi bu mertebede ele aldığımızda esnekliğimizi azaltmanın yanında daha kritik bir noktaya getirebilir bizi: İnsanlardan beklentimizi yükseltmek. Ve beklenti karşılanmadığı zaman bir ile sıfır, siyah ile beyaz arasında gidip gelmek. Papatya falı gibi.
Seviyor…
Sevmiyor…
Seviyorum…
Sevmiyorum…
Oysa bir insanın mizah yetkinliğini seviyorken, aynı insanın belli durumlarda vurdum duymazlığını sevmiyor olabilirim. Bu insanı seviyor muyum, sevmiyor muyum? Çözünürlüğü arttırdığımızda (ya hep ya hiç yerine) beklentileri daha sağlıklı yönetmek mümkün olur mu? “Çoğu yanını seviyorum, bununla beraber sevmediğim yanları da var. Ama külliyen sevmek zorunda hissetmiyorum. Beklentim bu değil.”
Belki o zaman insanları sevme ihtiyacımızı yönetmek daha kolay olur. Hele ki eğer Sait Faik “mahkumuz, mecburuz” savında haklıysa.
Fakat insan sadece karşımdaki midir? Bir başkası mıdır?
Sait Faik bu soruya da Alemdağ’da Var Bir Yılan kitabında cevap verir: “Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey.”
O “insan” ben, kendim olabilir miyim? Kendimizi sevmekle ilgili benzer bir yaklaşımdan bahsedebilir miyiz? Kendimi külliyen sevmek ya da sevmemek arasında devinmektense, iyi taraflarımı sevmek, fena taraflarımı sevmemek. Ve bunu olduğu gibi kabul etmekle başlamak. Ya da, kendimi daha çok sevmek ihtiyacım olduğunda iyi taraflarımı çoğaltmak, fena taraflarımı azaltmak? Bir çok insanın “Kendimin daha iyi versiyonuna ulaşmak” dediği şey bu olsa gerek. Mükemmel olmaya çalışıp, sevmeyi sadece bu mükemmel mertebeye dair bir beklentiye dönüştürmemek.
Kaldı ki mükemmel nedir, var mıdır, varsa da ulaşılabilir midir?
Sait Faik’te ona da cevap buluruz sanki: “İşte o benim. Ben, sandallar içinde bir sandal, denizler içinde bir deniz, insanlar içinde bir insan.”
Sadece insan. İyisi ile, fenası ile sevmeye, sevilmeye layık bir insan.

Yorum bırakın