“Empati” farklı eğitimlerde katılımcılardan en sık duyduğum kelimelerden biri. Çok farklı konulara değiniliyor olsa da, empatinin bir madde olarak çıkmadığı bir eğitim hatırlamıyorum. Buradan yola çıkarak insanlar arası iletişim ve etkileşimde çok kritik bir öneme sahip olduğunu varsayıyorum.
Özellikle başkalarından beklentilerimizi konuştuğumuzda empati çok öne çıkıyor. Empati neden başkalarından beklentilerimizin en başlarında geliyor?
Çünkü başkalarından empati görmek bize iyi geliyor 🙂
Dinlenildiğimi, duyulduğumu, anlaşıldığımı, önemsendiğimi, değerli olduğumu, düşüncelerime/duygularıma/ihtiyaçlarıma değer verildiğini, sürece, diyaloğa, çözüme dahil edildiğimi hissettiriyor. Bunların hepsi güvende olduğumuzu hissetme ihtiyacımızı karşılıyor.
Bununla birlikte, “Bu beklentiniz ne kadar karşılanıyor?” diye sorduğumda yüzler düşüyor 😦
Bu da beni bir soruya getiriyor: Madem iyi geliyor, neden yeterince gösterilmiyor?
Çünkü (bence) ikisi aynı şey değil. Bir asimetri var. Eğer başkasına empati göstermenin net faydası, empati görmek kadar yüksek olsaydı (yine bence) daha çok yapılırdı.
O zaman öncelikle başkasına empati yapmanın faydalarını anlamak gerekiyor:
- Karşımdakini anlarsam daha adil davranabilirim. Özellikle değerlerim arasında “adalet” varsa.
- Birbirimizi anladığımızda bir çözümde uzlaşmak daha kolay olabilir.
- Onu anladığımda, ondan beklentilerimi daha gerçekçi bir seviyeye konumlandırabilirim. Daha gerçekçi beklenti = Daha az hayal kırıklığı.
- Bağ kurmak kolaylaşabilir.
- Empati yaptığım kişi kendini benimle daha güvende hissettiği için, bu ilişkimize olumlu yansıyabilir.
- Empati empatiyi doğurabilir. Ben yaptığımda, karşımdaki de bana yapabilir (Karşılıklılık İlkesi).
- Empati yaptığımda daha sevilen/beğenilen/tercih edilen biri olabilirim. Bu da bana kendimi güvende hissettirir.
Tüm bu olası faydalara rağmen neden empati göstermekten imtina edebiliyoruz?
Çünkü büyük olasılıkla faydaların yanında maliyet ve/veya riskler var.
- Kendimi park edip, önceliği, odağı karşımdakine vermem gerekir. Bu da bir miktar kendimden vazgeçiş anlamına gelebilir. “Dünyamızın merkezini” başkasıyla paylaşmak çok istenilen, öncelikli bir şey olmayabilir.
- Empati yapabilmek için yargılamayan, anlamaya çalışan bir zihinle dinlemek gerekiyor. Bu bir çoğumuz için normalin, alışılmışın dışına çıkmak anlamına geliyor. Yani efor istiyor.
- Karşımdakine empati yaptığımda, onun ihtiyaçlarını anladığımda benim kendi isteklerimden, ihtiyaçlarımdan vazgeçmem gerekebilir. Yani riskli.
Başkalarından empati görmenin sadece faydalarını listeledim. Düşünce sürecinin hakkını vermek gerekirse, maliyet/risklerine de bakmak gerekir. Bununla beraber açıkçası benim aklıma belirgin bir maliyet/risk gelmedi. Belki bunu okuyan olarak senin aklına gelebilir. Yorumlarda paylaşırsan çok sevinirim.
Toplama bakarsak başkasına empati yapmanın net faydası, başkalarından empati görmenin net faydasının yanında kısa kalabiliyor. Bu bizim yukarıdaki tespiti -yön olarak- doğrulamamızı sağlıyor: “Empati bekliyoruz ama yeterince görmüyoruz”. Çünkü göstermek daha “pahalı”.
Buraya kadar hemfikirsek, asıl soruya gelmek istiyorum.
Başkalarından empati görmeyi beklerken, acaba biz başkalarına ne kadar empatik yaklaşıyoruz? Ayrıca hepimiz başkalarından empati bekliyor muyuz?
Soruları önemsiyorum ama cevaplarını bilmiyorum. Herkes için farklı olabilir.
Bu yüzden yazıyı olası kombinasyonlarla kapatıyorum.
Sen, ne zaman (veya muntazaman) hangi kombinasyondasın?


Yorum bırakın